Bahar nezlesinin sonu mu geliyor? Nasıl tedavi edilebilir?

    • Yazan, Amanda Ruggeri
    • Unvan, BBC Future
  • Okuma süresi 6 dk

Glenis Scadding, dil altı immünoterapi uyguladığı ilk hastalarından birini aradan 40 yıl geçmesine rağmen hâlâ hatırlıyor.

Hastasının bahar nezlesi o kadar ağırdı ki, nefes nefese kalmadan yaşadığı yerdeki tren istasyonuna yürüyemiyordu.

Scadding'in tedavisi, hastanın alerjisinin kaynağı olan huş ağacı polenine karşı vücudu duyarsızlaştırmayı öngörüyordu. Bunun için dil altına damlalar veriliyordu.

University College Hospital'da alerji ve rinoloji uzmanı Scadding, "Hayatını tamamen değiştirdiğim için bana bir kasa şarapla geldi" diyor.

Dünya genelinde 400 milyondan fazla insan alerjik rinitten, yani havadaki alerjenlere karşı gelişen burun içi iltihabından etkileniyor.

Bu durum, bağışıklık sisteminin hayvan tüyü veya toz akarları gibi aslında zararsız maddeleri tehlikeli sanmasıyla ortaya çıkıyor ve burun akıntısı, gözlerde kaşıntı, hapşırık ve en kötü vakalarda nefes alma güçlüğü gibi durumlara yol açıyor.

Bu durum mevsimsel olduğunda, örneğin polenlere bağlı geliştiğinde, bahar nezlesi ya da saman nezlesi olarak adlandırılıyor.

Bahar nezlesi yalnızca yaşam kalitesini düşürmekle kalmıyor, solunum yolu enfeksiyonları ve astım gelişmesi riskini de artırabiliyor.

Üstelik oldukça yaygın.

İngiltere'de her dört yetişkinden biri ve her sekiz çocuktan biri alerjik rinitten mustarip. Bu durum yılda en az 16 milyon doktor ziyaretine yol açıyor. Avustralya ve ABD'de de benzer şekilde yüksek oranlar görülüyor.

Dahası, bu sayı artıyor olabilir. Avrupa, ABD ve Avustralya'da yapılan çalışmalar, zamanla görülme sıklığının arttığını gösteriyor. Ayrıca, iklim değişikliğiyle birlikte bahar nezlesi belirtilerinin daha da şiddetlendiğine dair giderek artan kanıtlar var.

Ancak alerji uzmanlarına göre iyi haberler de var: Bahar nezlesi için artık yüksek kaliteli, etkili ve güvenli tedaviler mevcut. Bunların çoğu belirtileri tedavi ediyor.

Ancak alerjen immünoterapisi (AIT) denilen bir yöntem daha çok "tedaviye yakın bir çözüm" olarak görülüyor. Tedavi vücudu belirli alerjenlere karşı daha az tepki verecek şekilde "eğitiyor" ve bahar nezlesinden astıma giden süreci bile değiştirebiliyor.

Buna rağmen, bu tedavilerden fayda görebilecek çok daha fazla insan olmasına karşın, yeterince hasta bu tedavilere ulaşamıyor.

Scadding "Çok az insan hastalığını doğru şekilde tedavi edecek uzmana ulaşabiliyor ve ulaştıklarında da çoğu zaman hastalık erken ve kolay tedavi edilebilir aşamayı geçmiş oluyor" diyor.

'Ciddi bir sağlık sorunu'

Klinik alerji uzmanı Stephen Durham'a göre sorunun bir kısmı, sağlık profesyonellerinin bile alerjik riniti her zaman ciddiye almaması.

Imperial College London ve Royal Brompton Hospital'da profesörlük yapan Durham'a göre, pratisyen hekimler çoğu zaman hastaları bir uzmana yönlendirmek ya da immünoterapi gibi uzun vadeli çözümleri düşünmek yerine, sadece eczaneden antihistamin ilaçlar almalarını öneriyor.

Durham'a göre bahar nezlesi büyük bir sorun ve yaşamayanlar tarafından çoğu zaman hafife alınıyor.

"Hayatta yaptığımız şeyleri düşünün: Çalışıyoruz, uyuyoruz ve eğleniyoruz. Bunların hepsi bahar nezlesinden ciddi şekilde etkileniyor."

Bahar nezlesi olan kişilerde uykuya dalma ve uykuyu sürdürme zorluğu, yorgunluk ve gece sık uyanma daha sık görülüyor. Mevsimsel alerjilerin çocukların okul performansını bile etkilediği tespit edildi.

Başka olumsuz etkileri de var. .

Mukozaları sürekli iltihaplı olduğu için alerjisi olanlar kişiler daha fazla solunum yolu enfeksiyonu geçiriyor. Bir çalışmaya göre bu iki katına kadar çıkabiliyor.

Yeterince tedavi edilmediğinde bahar nezlesi, kronik üst solunum yolu hastalıklarına ve kulak enfeksiyonlarına yol açabiliyor.

Özellikle çocuklarda bahar nezlesi, astım gelişimine de neden olabiliyor. Ayrıca bahar nezlesi olanlarda astım daha ağır seyretme eğiliminde.

ABD'li çocuk alerjisi uzmanı Barrie Cohen bunu şöyle açıklıyor:

"Tek hava yolu, tek hastalık diye bir kavram var."

Üst solunum yollarındaki iltihap, ortak bağışıklık yolları aracılığıyla alt solunum yollarını da etkileyebiliyor ve bu da astıma yol açabiliyor.

Yüzyıllık bir sorun: Peki çözümü ne?

Bahar nezlesi artıyor olsa da yeni bir hastalık değil.

Londralı doktor John Bostock, 1828'de kendi deneyimlerinden ve 28 hastadan yola çıkarak mevsimsel belirtileri tanımlamıştı.

Bu belirtiler arasında "burun tıkanıklığı, hapşırma, gözlerde sulanma ve burundan akıntı" yer alıyordu.

Polen gibi alerjenlere karşı immünoterapi de yeni değil.

1911'de bir başka doktor, bahar nezlesi hastalarına çimen poleni özütü enjekte etmenin bir sonraki baharda belirtileri hafiflettiğini keşfetti.

Bu tedavi için ilk plasebo kontrollü çalışma 1950'lerde yapıldı.

1980'lere gelindiğinde bu yöntem kabul görmüş bir tedavi haline geldi. "Alerji aşıları" olarak bilinen bu yöntem, binlerce hastanın semptomlarını önemli ölçüde azalttı. Ancak bir sorun vardı.

Scadding "Enjeksiyon immünoterapisi nadiren de olsa insanları öldürebiliyordu" diyor.

Bunun nedeni, iğnenin kendisine karşı gelişen şiddetli alerjik reaksiyon, yani anafilaksiydi.

Bu tür olaylar son derece nadir. Yaklaşık 2-2,5 milyon enjeksiyonda bir görülüyor ve günümüzde risk faktörlerinin daha iyi anlaşılması sayesinde daha da azalmış durumda.

Yine de İngiltere'de 1957 ile 1986 arasında bu tedaviye bağlı yaklaşık 26 ölüm kaydedilince yeni kurallar getirildi.

Bunlardan biri, enjeksiyon yapılan hastaların iki saat boyunca (günümüzde 30 dakika) doktor gözetiminde beklemesi zorunluluğuydu.

Enjeksiyonların sık, çoğu zaman haftalık yapılması gerektiği düşünüldüğünde bu durum tedaviyi oldukça zahmetli hale getirdi.

Bu nedenle, 1980'lerde Scadding'in öncülük ettiği ağız yoluyla uygulanan alternatif tedaviye ilgi arttı.

Dil altı tedavisi olarak bilinen bu yöntemde, alerjen damlalar dil altına uygulanıyor. Başlangıçta bunun enjeksiyon kadar etkili olup olmayacağı konusunda şüpheler vardı.

"Dil altı tedavisi 'uç bir yöntem' olarak görülüyordu ve işe yaramayacağı düşünülüyordu" sözleriyle tedaviyi anlatan Scadding "Bu yüzden bir süre bırakmıştım" diyor.

Ancak çalışmalar, bu yöntemdeki anafilaksi riskinin çok daha düşük olduğunu ve yine de oldukça etkili olduğunu gösterdi.

"Hiç ölüm vakası olmadı. Ciddi yan etkiler çok nadir" diyor Scadding. En sık görülen yan etkiler ise dilde geçici kaşıntı veya şişlik gibi lokal reaksiyonlar.

1998'de Dünya Sağlık Örgütü, alerjen immünoterapisi konusunda yayımladığı uzlaşı metninde dil altı uygulamayı umut verici bir alternatif olarak kabul etti.

Böylece bu tedavi küresel ölçekte meşruiyet kazandı.

Alerji aşılarında olduğu gibi, bu tedavide de en büyük zorluk süreklilik.

Durham'a göre tabletler, polen mevsiminden önce 8 ila 16 hafta boyunca her gün dil altına alınmalı. 16 hafta önceden başlamak, hastaların yaklaşık yüzde 85'inde yaz boyunca belirtileri kontrol altına alabiliyor.

Tedavinin üç yıl boyunca devam ettirilmesi öneriliyor.

Durham,"Üç yıl tedavi edilen hastalarda uzun vadeli hastalık gerilemesi sağlayabilirsiniz" diyor.

Yürüttüğü bir klinik çalışmada, çimen poleni alerjisi olan ve plasebo alan katılımcılar, alerji mevsimindeki günlerin yüzde 16'sında şiddetli belirtiler bildirdi. Dil altı damla alanlarda ise bu oran yüzde 6'ya düştü.

Uzun vadeli rahatlama

Daha da heyecan verici olan, bu etkilerin kalıcı olabilmesi.

Japonya'da binden fazla katılımcıyla yapılan bir çalışma da dahil olmak üzere birçok araştırma, dil altı immünoterapinin tedavi bırakıldıktan iki yıl sonra bile belirtileri iyileştirdiğini gösterdi.

Ancak uzmanlara göre bu yöntemin en büyük sorunu, tedavi edebildiği alerji türlerinin sınırlı olması.

ABD'de onaylı dil altı immünoterapiler yalnızca toz akarları, kanarya otu ve çimen poleni için mevcut.

Cohen "Birçok hastam ağaç polenine alerjik. Onaylı bir ürün kullanmak istersem onlara pek yardımcı olamıyorum" diyor.

Bu nedenle sık sık enjeksiyon tedavisini öneriyor.

İster ağız yoluyla ister enjeksiyonla olsun, alerjen immünoterapisi binlerce hastada etkili olduğunu kanıtladı.

2007-2017 arasında 45 binden fazla hastanın verilerinin incelendiği bir çalışmada, immünoterapi görenlerin hem aldıkları bahar nezlesi hem de astım ilaçlarında daha büyük azalma yaşadığı görüldü.

Ayrıca bu kişilerde zatürre teşhisi konma olasılığı da daha düşüktü.

İmmünoterapi, astım gelişimini bile önleyebiliyor.

5-12 yaş arası 800'den fazla çocuğun yer aldığı bir çalışmada, dil altı tedavi gören çocukların, iki yıl sonunda plasebo alanlara göre astım belirtileri geliştirme veya astım ilacı kullanma olasılığı yaklaşık yüzde 29 daha düşüktü.

Ancak mevcut astım, özellikle de ağır veya kontrolsüzse, immünoterapi için bir engel olabiliyor. Bunun nedeni, nadir de olsa anafilaksi riskinin hava yolu iltihabı bulunanlarda daha yüksek olması.

Bu tür hastalar veya immünoterapinin işe yaramadığı diğer haller için bir başka seçenek de biyolojik ilaçlar.

Bu ilaçlar, alerjik reaksiyonlarda rol oynayan bağışıklık yollarını hedef alarak iltihabı durduruyor.

Bazı durumlarda biyolojik ilaçlar immünoterapiyle birlikte kullanılabiliyor ve bu kombinasyonun şiddetli burun belirtilerini yüzde 50'den fazla azalttığı görüldü.

Ancak Durham bu ilaçların immünoterapi gibi uzun vadeli hastalık gerilemesi sağlamadığını söylüyor. Ayrıca yıllık maliyetleri 12 – 20 bin sterlin arasında değişirken, immünoterapi tabletleri yılda bin sterlinin altında kalabiliyor.

İlaç seçimi ve tetikleyicileri azaltma

Bu maliyetler ve tedavi süreleri birçok hasta için önemli bir engel oluşturuyor. Peki başka seçenekler neler?

Scadding'e göre en kolay erişilebilen ve en etkili tedavi, antihistamin ve kortikosteroid içeren burun spreyleri.

Bu kombinasyon, her iki ilacın tek başına kullanımından daha etkili.

Durham da buna katılıyor.

Özellikle önemli olan, tedaviye sezon başlamadan önce başlamak ve belirtiler olmasa bile düzenli kullanmak.

"Bunu yaparsanız, sadece belirtileri tedavi etmekle kalmaz, atakları da önlersiniz" diyor.

Alerji uzmanlarına göre spreyin doğru uygulanması da kritik.

Ağızdan alınan antihistaminler genellikle o kadar etkili değil. Çünkü doğrudan burun dokusuna uygulanmadıkları için daha zayıf kalıyor ve etkileri daha geç başlıyor.

Yine de kullanılacaksa, setirizin veya loratadin gibi ikinci nesil ilaçların tercih edilmesi öneriliyor.

Bunlar daha etkili olmanın yanı sıra daha az uyku hali yapıyor; eski nesil ilaçlar ise yorgunluk yaratıp trafik kazası riskini bile artırabiliyor.

Tetikleyicileri azaltmak da önemli. Uzmanlar, pencereleri kapalı tutmayı, hava temizleyici kullanmayı ve dışarı çıkarken güneş gözlüğü veya maske takmayı öneriyor.

Eve gelince elleri, yüzü ve göz çevresini yıkamak, mümkünse duş almak ve saçları da temizlemek, özellikle yatmadan önce faydalı.

Cohen, "Yastık kılıfınızda o polenle uyuduğunuzu düşünün; bunu solumak iyi değil" diyor.

Yine de özellikle ağır belirtileri olanlar için tetikleyicileri azaltmanın bir sınırı var.

Üstelik yürüyüş yapmak, işe bisikletle gitmek ya da dışarıda top oynamak gibi günlük aktiviteler yaşam kalitesini artırıyor özellikle havalar ısınırken.

Durham sözlerini şöyle tamamlıyor:

"Hastaların büyük çoğunluğu için çok etkili tedavilerimiz var. Asıl sorun, bunun hafife alınması ve insanların nasıl doğru tedavi edileceğini bilmemesi."