ABD-İran savaşında sırada ne var? Dört olası senaryo:

Kaynak, Getty Images
- Yazan, Saeed Jafari
- Unvan, Siyasi analist
- Okuma süresi 6 dk
Pakistan heyetinin Tahran'a ulaşmasının ardından, ABD'nin İran ile ikinci tur ateşkes görüşmelerini değerlendirdiği haberleri geliyor.
8 Nisan'da (ABD saatiyle 7 Nisan) ilan edilen iki haftalık ateşkes sürüyor ancak Pakistan'ın geçen hafta sonu ev sahipliği yaptığı ve 20 saatten uzun süren ABD-İran görüşmelerinden somut bir sonuç çıkmamıştı.
Bu sonuçsuz görüşmelerin hemen ardından ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı, kendi deyişiyle, yeni stratejisini açıkladı ve uluslararası petrol ticaretinin merkezindeki stratejik Hürmüz Boğazı'nı ablukaya alacaklarını söyledi.
Peki anlaşmaya varılma konusundaki ilk başarısızlığı ve yeni görüşme ihtimallerini nasıl değerlendirmeliyiz? İran ve ABD kontrollü bir tırmanışa doğru mu gidiyor, yoksa daha geniş çaplı kaçınılmaz bir savaşa mı sürükleniyor?
Bundan sonra yaşanabileceklere dair dört olası senaryo.
1. Kırılgan bir ateşkesle "taktiksel duraklama"

Kaynak, Getty Images
Haftalar süren çatışmanın ardından, ABD-İran ateşkesi, krizi kontrol altına almaya yönelik bir irade sinyali gibi görülmüştü. Ancak başından beri ateşkese önemli belirsizlikler de eşlik etti.
Ateşkesin şartları -coğrafi kapsamı, hangi hedelerin kapsandığı, hatta "ihlal"in tanımı da dahil olmak üzere- taraflarca farklı yorumlandı. Bu da anlaşmanın bazı uzmanlarca, sürdürülebilir bir çerçeveden ziyade "taktiksel bir duraklama" olarak yorumlanmasına yol açtı.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Foundation for Defense of Democracies'den Behnam Ben Taleblu, "Çatışma başladıktan sonra, bir anlaşmaya varılabilme olasılığı, başından beri sıfıra yakındı" diyor.
BBC News Farsça'ya konuşan Taleblu, "ABD ile İran İslam Cumhriyeti'nin yıllardır anlaşamadığı bir dizi ilke, tutum ve politikadan bahsedioyruz. Kısa vadede savaş bu farkları azaltmak bir yana, onları daha da derinleştirdi" yorumunu yapıyor.
Öte yandan iki taraftan siyasilerin birbirleriyle çelişen açıklamaları da durumun kırılganlığını artırdı.
İslam Cumhuriyeti yetkilileri sürekli olarak "ateşkes ihlalinden" bahsederken, ABD ve İsrail ateşkes yükümlülüklerini çok daha sınırlı yorumladı.
Tarafların bu farklı anlatıları güvensizliği derinleştirdi ve ateşkesin kalıcılığına daiar soru işaretleri oluşturdu.
Müzakere masasına dönüş çabaları sonuç vermezse bu ateşkes, taraflara biraz durup toparlanıp, yeniden organize olup, pozisyonlarını değerlendirip bir sonraki aşamaya hazırlanmak için "zaman kazandıran bir araç" olmaktan öteye gidemeyecek.
Bu senaryo, taraflardan birinin mevcut durumdan pek bir kazanç sağlamadığı ve baskıyı artırması gerektiği sonucuna varması halinde, daha olası hale geliyor.
Örneğin ABD bu durumda, enerji santralleri ve köprüler gibi kritik altyapı tesislerini hedef almayı, bir seçenek olarak değerlendirebilir.
Bunun gibi saldırılar kısa vadede ciddi bir baskı yaratabilse de, geniş kapsamlı insani ve ekonomik sonuçlar doğurur ve bu da İran'ı daha güçlü bir misillemeye kışkırtabilir.
Aynı zamanda, müzakereler konusunda ciddi şüpheleri olan İsrail de bu aşamada etkili bir aktör olabilir.
Uluslararası ilişkiler konusunda araştırmacı Hamidreza Azizi, "İsrail, müzakerelerde yer alanlar da dahil, İranlı yetkililere suikast gibi eylemlere başvurabilir" diyor.
Azizi, "Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı ablukaya alma politikası, taraflar bunu doğrudan istemiyor olsa bile, çatışma riskini artırıyor" diye ekliyor.
Çatışmanın tırmanması olasılığı gözardı edilemeyecek olsa da, daha geniş bir bölgesel çatışmayı tetikleme riski ve küresel ekonomik sonuçları gibi yüksek maliyetleri nedeniyle, bu senaryo, en azından kısa vadede daha az olası görülebilir.
2. "Gölge savaş"

Kaynak, AFP via Getty Images
Bir senaryo da -hatta belki en olası senaryo- "kontrollü tırmanış" olarak tanımlanan bir tür çatışmaya dönmek olabilir.
Bu çatışmanın ne topyekün bir savaşa dönüştüğü, ne de tarafların askeri eylemleri tamamen durdurduğu bi hali tanımlıyor. Altyapı tesislerinin, askeri hedeflerin ve hatta ikmal hatlarının vurulması, bu tür bir çatışmada yaşanabilecekler arasında.
Bu ihtimalde, "vekil aktörlerin" rolü de daha önemli hale geliyor.
Irak ve Kızıldeniz çevresindeki İran destekli grupların artan eylemleri, ve ABD'nin bu gruplar üzerinde artan baskısı, yoğunluğunu doğrudan artırmasa da çatışmanın coğrafi boyutunu genişletebilir.
Bazı uzmanlar bu senaryoya "gölge savaş" adını veriyor.
BBC News Farsça'ya konuşan Azizi, "İki taraf da topyekün bir savaşa girmeden, karşı tarafı etkilemek için elindeki seçeneklerini değerlendirip, baskı araçlarını kullanmak istiyor" diyor.
"Ateşkes ihlal edilirse, İran'ın özellikle Yemen'deki [Husiler] müttefik güçleri üzerinden yeni eylemlere geçmesi olasılığı yüksek" diye ekliyor.
Ancak bu senaryo beraberinde riskler getiriyor. Tansiyon arttıkça, yanlış hesap tehlikesi de artıyor. İki taraf da kasti bir artış istemese de, tek bir yanlış değerlendirme, çatışmayı kontrol edilemez bir boyuta taşıyabilir.
3. Sessiz diplomasi sürebilir

Kaynak, Pool/Getty Images
Pakistan'daki ilk görüşmeler başarısız olmuş olsa da, diplomasi kapılarının tamamen kapandığını ya da müzakere seçeneğinin tamaman ortadan kalktığı sonucuna varmak şu an için mümkün değil.
Pakistan, iki tarafa da mesaj taşıyarak, Tahran ve Washington'ı anlaşmaya ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.
Aynı zamanda bazı geleneksel arabulucular - Katar, Umman, hatta Suudi Arabistan ve Mısır- çatışmanın kontrolden çıkması endişeleriyle bu süreçte daha aktif roller alabilirler. İletişim kanalı görevi görerek, krizin ani şekilde tırmanmasını önlemeye çabalayabilirler.
Yine de kilit nokta şu ki; gerçek bir ilerleme ancak taraflar arasındaki temel farkların azaltılmasıyla olacaktır.
ABD'nin 15 maddelik teklifi ve İran'ın karşılık olarak sunduğu 10 maddelik önerisi, iki tarafın da, uzlaşma zemini bulmak yerine, halen kendi çerçevelerini dayatmayı önceliklendiren bir yerden hareket ettiğini gösteriyor.
Bu nedenle, yeni tur müzakereler mümkün olsa da, bu görüşmelerden hızlı ve kapsamlı bir anlaşma beklemek gerçekçi olmaz, en azından kısa vadede.
4. Uzun süreli deniz ablukası

Kaynak, Anadolu/Getty Images
ABD Başkanı Trump hafta başında, Amerikan donanmasının Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişini engelleyerek İran'a deniz ablukası uygulayacağını açıklamıştı.
Trump aynı zamanda İran'a geçiş ücreti ödemiş olan gemileri uluslararası sularda durdurmakla da tehdit etti. Bu, hem İran'ı petrol gelirlerinden mahrum bırakmayı hem de ABD'nin en büyük rakibi ve İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin'i yaralamayı amaçlayan bir strateji olarak görülüyor.
Behnam Ben Taleblu, "İslam Cumhuriyeti'nin limanlarına yönelik bir deniz ablukası yeterli istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) kaynakları tahsis edilirse oldukça etkili olabilir" diyor ancak İran'ın kıyı şeridinin uzunluğuna dikkat çekiyor.
"Bu gibi bir adım pratikte, hükümetin temel ürününü ihraç etme kabiliyetini elinden alır."
Ancak diğer uzmanlar bu adımın ABD'ye ciddi maliyetler doğurabileceğine dikkat çekiyor. Bu adım Amerikan güçlerini İran'a daha da yaklaştırarak onları saldırılara karşı daha savunmasız hâle getirebilir.
Ayrıca bu planın etkili olabilmesi için, donanmanın İran'a yakın bir bölgede uzun süre konuşlanmasını gerektirecek, bu da ciddi bir maddi yük oluşturacaktır.
Böyle bir politikanın sürdürülmesi aynı zamanda küresel petrol ve enerji fiyatlarındaki artışı daha da tetikleyecek, Husilerin Babülmendep Boğazı'ndaki trafiği engelleme ihtimalini artıracak, bu da petrol fiyatlarını daha da yukarı çekecektir.
'Yapısal istikrarsızlık' bölgedeki yeni düzen mi?

Kaynak, AFP/Getty Images
Sonuç olarak, tüm bu senaryolardan ortaya çıkan tablo, bölgenin savaş ve barış arasındaki sınırın her zamankinden daha bulanık olduğu yeni bir aşamaya girmiş olduğu.
Pakistan görüşmelerinin başarısızlığı ne diplomasının sonunun, ne de daha geniş çaplı bir savaş kesin olarak başladığının işareti. Bu daha ziyade, "gri alan" durumunun devam ettiği anlamına geliyor.
Hamidreza Azizi, "İki taraf da bu çatışmanın sona ermesini istese de, kısa vadede bu pek olası görünmüyor" diyor.
Mevcut ortamda taktiksel kararlar, güvenlik meseleleri ve sahadaki en ufak gelişmeler bile, krizin gidişatını orantısız şekilde etkileyebiliyor.
Bu da çok sayıda uzmanı bölgedeki durumu "yapısal istikrarsızlık" olarak adlandırmaya itiyor. Bu, oyunun kurallarının net çizilmediği ve sonuçların öngörülemediği bir durumu anlatıyor.
Bu koşullar altında belki de en isabetli tanım, İran ve ABD'nin savaş ve müzakerelerin eş zamanlı ilerlediği bir evreye girmiş olmasıdır.
İki taraf da askeri araçlara başvurmaya devam ederken, diplomatik kanalları da kısmen açık tutuyor.











