Enerji şokuyla karşılaşan Avrupa'da nükleer enerji çözüm olabilir mi?

    • Yazan, Katya Adler
    • Unvan, BBC Avrupa Editörü
  • Okuma süresi 5 dk

Avrupa genelinde haneler ve sanayi sektörleri enerji fiyatlarının ve araçlarına benzin koyma maliyetinin hızla artmasını endişeyle izliyor.

İngiltere hükümeti seçmenlere sakin kalmalarını ve yaşamlarına devam etmelerini söylerken, AB'nin yürütme organı Avrupa Birliği Komisyonu, halka daha çok evden çalışma ve çok daha az seyahat etme çağrısı yaptı.

Siyasetçiler, Ortadoğu'da bundan sonra ne yaşanacağına bağlı olarak durumun çok daha kötüye gidebileceği uyarısında bulunuyor.

Avrupalıların Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından artan enerji maliyetleri ve enflasyonun yol açtığı geçim kriziyle karşı karşıya kalması sanki daha dün gibiydi.

Bu yaşananlar, Avrupa'daki tartışmaların yeniden enerji bağımsızlığına döndüğü anlamına geliyor.

Nükleer enerji, hem İngiltere'de hem de AB'de Avrupa'da enerji tedarikinin bir parçası olarak yeniden gündeme gelmiş gibi görünüyor. Peki, nükleer enerji ne kadar hızlı bir çözüm olabilir ve gerçekten ne kadar güvenli ve güvenilir?

Paris'te düzenlenen son Avrupa Nükleer Enerji Zirvesi'nde, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa'nın nükleer enerjiden genel olarak yüz çevirmesini "stratejik bir hata" olarak nitelendirdi. 2011'de nükleer santrallerin aşamalı olarak kapatılması kararı alındığında Alman hükümetinde bakan olduğunu unutmuş gibiydi.

1990'da Avrupa, elektriğinin yaklaşık üçte birini nükleer enerjiden karşılıyordu ve bu oran şimdi ortalama % 15'e düştü. Von der Leyen durumun kıtayı "tamamen pahalı ve istikrarsız fosil yakıt ithalatına bağımlı" hale getirdiğini ve "Avrupa'yı dünyanın diğer bölgelerine kıyasla dezavantajlı bir konuma soktuğunu" söyledi.

Avrupa enerjisinin % 50'sinden fazlasını ithal ediyor. Çoğunlukla da petrol ve doğalgaz satın alıyor.

Bu durum, Rusya'da olduğu gibi beklenmedik arz kesintilerine veya İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinden enerji ihracatını engellemesi nedeniyle şu anda gördüğümüz gibi fiyat artışlarına karşı karşı kıtayı savunmasız bırakıyor.

Avrupa genelinde doğalgaz fiyatları benzer oranda artarken, elektrik fiyatları üzerindeki etkisi her ülkenin enerji tedarik karışımına bağlı olarak değişiyor.

Rüzgar ve güneş enerjisine büyük yatırımlar yapan İspanya'da, bu yılın geri kalanında ortalama elektrik fiyatının, elektrik fiyatının % 90 oranında doğalgaz tarafından belirlendiği İtalya'nın yaklaşık yarısı kadar olması bekleniyor.

Fransa, Avrupa'nın en büyük nükleer enerji üreticisi. Elektriğinin yaklaşık % 65'ini nükleer enerjiden üretiyor. Vadeli sözleşmelere göre, Almanya'da önümüzdeki ay elektrik fiyatları Fransa'nın beş katı olacak ve bu inanılmaz bir fark.

Almanya, Japonya'daki 2011 Fukuşima nükleer felaketinin ardından nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçti. Bu durum, geleneksel olarak Alman ekonomisini besleyen otomobil ve kimya gibi enerjiye aç sektörleri büyük ölçüde doğalgaza bağımlı hale getirdi.

Bu hafta, Berlin'in önde gelen ekonomi araştırma enstitüleri, küresel doğalgaz fiyat artışları nedeniyle 2026 büyüme tahminlerini yarıdan fazla düşürüp, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYİH) % 0,6'sına indirdi.

Avrupa'da nükleer enerjiye yönelik yeni bir ilgi hissediliyor:

  • İtalya, uzun süredir yürürlükte olan yasağı kaldırmak için kanun tasarıları hazırlıyor.
  • Belçika, nükleer enerjiye yatırım yapma konusunda yıllarca süren isteksizliğin ardından tam bir U dönüşü yapıyor gibi görünüyor.
  • Sismik endişeler nedeniyle tarihsel olarak temkinli davranan Yunanistan, gelişmiş reaktör tasarımları hakkında kamuoyunda tartışma başlattı.
  • İsveç, nükleer teknolojiden vazgeçme yönündeki 40 yıllık kararını tersine çevirdi.
  • İngiltere'de Maliye Bakanı Rachel Reeves, nükleer projelerin ilerlemesine yardımcı olmak için kuralların basitleştireceğini duyurdu.

Reeves, "Ulusal direnci inşa etmek, enerji güvenliğini sağlamak ve ekonomik büyümeyi sağlamak için nükleere ihtiyacımız var" dedi.

YouGov'un yeni anketine göre, İskoçya'da nükleer enerjiye destek artıyor ve insanların çoğunluğu artık bunu ülkenin enerji arzının bir parçası olarak destekliyor.

Fransa'nın en büyük nükleer enerji savunucusu olduğunu tahmin etmek zor değil.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, nükleer enerjinin düşük karbon emisyonlu bir kaynak olduğunu ve AB'nin net sıfır hedeflerine ulaşmasına yardımcı edeceğini sık sık tekrarlıyor.

Macron Avrupa nükleer zirvesinde yaptığı konuşmada "Nükleer enerji, hem bağımsızlığın ve dolayısıyla enerji egemenliğinin hem de karbondan arınmanın anahtarı" dedi.

Makron ayrıca yapay zekanın enerji talebini artırdığını vurguladı.

Fransa Cumhurbaşkanı nükleer enerjinin Avrupa'ya bu alanda rekabet avantajı sağlayabileceğini, "veri merkezleri açma, bilgi işlem kapasitesi oluşturma ve yapay zekanın merkezinde yer alma kabiliyeti" verebileceğine inandığını dile getirdi.

Geçen yıla kadar Almanya, AB mevzuatında nükleer enerjiyi yenilenebilir enerjiyle eşit tutma çabalarını engelledi. Bu durum, Berlin ile Fransa arasında büyük bir sürtüşmeye neden oldu.

Ancak Berlin inadından vazgeçti. Bunun Trump yönetimiyle kötüleşen ilişkilerin yol açtığı savunma ve güvenlik endişeleriyle ilgili olduğu söylenebilir.

Almanya, Fransa'dan nükleer caydırıcılık kapasitesini Avrupalı ortaklarıyla paylaşmasını istedi ve Fransa geçtiğimiz günlerde bu talebi kabul etti.

Fakat nükleeri enerjide mucize çözüm olarak görmek sakıncalı.

Nükleer enerji geliştirme, şu andaki enerji güvensizliği ortamına karşı kısa vadeli bir çözüm değil, uzun vadeli bir proje.

Nükleer reaktörlerin inşasında, Fransa ve İngiltere'deki Flamanville-3 ve Hinkley Point C'deki son örneklerin de gösterdiği gibi, son derece uzun gecikmeler yaşanabiliyor.

Kamuoyundaki atık yönetimi ve nükleer enerjinin güvenliğine ilişkin endişeler de sürüyor.

Çevreci gruplar, nükleer enerjiye yapılan yatırımların, yenilenebilir enerjinin geliştirilmesini hızlandırmak için ayrılan fonları ve siyasetin dikkatini başka yöne çevirebileceği uyarısı yapıyor.

Stratejik riskin bir diğer unsuru da, özellikle Macaristan ve Slovakya olmak üzere birçok Orta Avrupa ülkesinin hala Rus nükleer teknolojisine ve uranyumuna bağımlı olması.

Düşünce kuruluşu Chatham House'daki Çevre ve Toplum Merkezi'nde Araştırma Görevlisi Chris Aylett "Nükleer enerjinin kolay bir çözüm entegre edilebileceğini düşünüyorsanız, Avrupa'daki nükleer enerjinin tarihini görmezden geliyorsunuz" diyor.

Aylett nükleer enerjinin çözümün bir parçası olduğuna inanıyor ve Avrupa'daki birçok nükleer reaktörünün eski olduğunu ve hükümetlerin sadece çalışma ömürlerini korumak veya uzatmak için bile önemli ölçüde yatırım yapmaları gerektiğini belirtiyor.

"Asıl zorluk, tedarikte nükleer enerjinin payını korumak. Hükümetler gerçekten bu payı artırmak istiyorlarsa, çok zamana ve çok paraya ihtiyaçları var."

Ancak Avrupa hükümetlerinin çoğu borçlu ve nakit sıkıntısı çekiyorlar. Kıtadaki refahı nasıl sürdürecekleri ve savunma harcamalarını ABD Başkanı Donald Trump'a söz verilen seviyelere nasıl artıracakları gibi çok sayıda sorunla karşı karşıyalar.

Aylett'in de belirttiği gibi, rüzgar ve güneş enerjisinin maliyetleri düştüğü için nükleer enerji fiyat açısından da geride kalıyor.

Bu nedenle Avrupa Komisyonu, fiyat ve pratik olmasını göz önünde bulundurularak, küçük modüler reaktörler (SMR'ler) kavramını benimsemekte vakit kaybetmedi.

SMR'ler, nükleer enerjinin daha uygun maliyetli kaynakları olarak görülüyor.

Seri üretimle imal edilebiliyorlar ve özellikle yapay zeka veri merkezlerinin, hidrojen üretiminin ve ısıtma ağlarının enerji taleplerini karşılamak için çok uygunlar.

SMR'lere güçlü bir destek veren 330 milyon avroluk bir AB nükleer enerji yatırım paketi yeni açıklandı. Brüksel, bu yeni teknolojiyi 2030'ların başlarında devreye almayı umuyor.

SMR'lere ilgi uluslararası düzeyde. Geçtiğimiz hafta ABD ve Japonya, Tennessee ve Alabama'da küçük modüler reaktörler (SMR) geliştirmek için 40 milyar dolarlık bir proje açıkladı. Geçtiğimiz ay ise İngiltere Çevre Bakanı Emma Reynolds, Rolls-Royce'un İngiltere'de SMR inşa etmeye çalışan ilk şirket olma planının yasal çerçevesini yayınladı.

Her ne kadar cazip görünseler de, SMR'ler ticari boyutta henüz rüştünü ispatlamamış görülüyor. Bu yıl başı itibarıyla AB'de hiçbir yerde inşaat ruhsatı verilmemişti.

Bununla birlikte, nükleer füzyon araştırmaları da AB'nin ilgisini çekiyor. AB, ilk ticari füzyon enerji santralini faaliyete geçirmeyi hedefliyor.

Ancak şimdilik Avrupa'nın çoğu hala fosil yakıt ithalatına bağımlı.

Avrupa hükümetleri nükleer enerjiyi orta ve uzun vadeli çözümün bir parçası olarak görüyor. Peki ya şu anda, şimdi ne olacak?