Uydu görüntüleri, İsrail'in Lübnan'daki yıkımlarını gözler önüne seriyor

Kaynak, Airbus DS
- Yazan, Emma Pengelly
- Yazan, Merlyn Thomas
- Yazan, Barbara Metzler
- Unvan, BBC Verify
- Okuma süresi 5 dk
BBC'nin teyit ve doğrulama birimi BBC Verify'ın elde ettiği uydu görüntüleri ve videolar, Lübnan'ın güneyindeki kasaba ve köylerin İsrail tarafından yıkılarak yerle bir edildiğini ortaya koydu.
BBC Verify'ın doğrulanmış görsel kanıtlara dayanan analizine göre 2 Mart'tan bu yana 1400'den fazla bina yıkıldı.
Bu, İsrail hava saldırıları ve yıkımlarının sadece genel bir görünümü çünkü hem sahada yaşananlara hem de uydu görüntülerine erişim kısıtlı. Yıkımın gerçek boyutu çok daha büyük olabilir.
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz 22 Mart'ta Hizbullah'a yönelik saldırılarının bir parçası olarak "Gazze modeli" temel alınarak, Lübnan'da İsrail sınırına yakın evlerin yıkımını hızlandırma talimatı vermişti. Yıkımlar da bu talimatın ardından gerçekleşti.
Uluslararası hukuk uzmanları BBC Verify'a, bu kasaba ve köylerin sistematik şekilde yıkılmasının savaş suçu olabileceğini söyledi.
İsrail ordusu ise çatışma hukukuna uygun hareket ettiğini ve zorunlu bir askeri gereklilik olmadıkça evlerin yıkılmasına izin vermediğini savundu.
Ayrıca Hizbullah'ın bölgedeki sivil alanlara askeri tesisler yerleştirdiğini iddia ettiler ama herhangi bir kanıt da sunmadılar.
2 Mart'ta Lübnan'daki İran destekli silahlı örgüt Hizbullah, İsrail ve ABD'nin İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'i öldürmesine misilleme olarak İsrail'e roket ve insansız hava araçlarıyla saldırdı.
İsrail ordusu da Lübnan'da Hizbullah'ı hedef aldığını söylediği bir dizi saldırıyla karşılık verdi ve Güney Lübnan'a kara harekatı da başlatıldı.
İsrail ordusu ilk olarak 2 Mart'ta sınıra yakın yaşayan Lübnanlı sivillerin bölgeyi terk etmesini emretti. Günler sonra tahliye emri, sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıktaki Litani Nehri'nin güneyinde yaşayanları da kapsayacak şekilde genişletildi. Daha sonra sınırdan 40 km uzaklıktaki Zahrani Nehri'nin güneyinde yaşayanlar da tahliye kapsamına alındı.
16 Mart'ta İsrail, birliklerinin Güney Lübnan'da Hizbullah'a karşı kara harekatına başladığını açıkladı.
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) verilerine göre, Lübnan genelinde 1,2 milyondan fazla insanın yerinden edildiği tahmin ediliyor. Bunların 820 bini de ülkenin güneyinde. OCHA, Lübnan'daki savaşın birçok insanı kuzeydeki bölgelere kaçmaya veya Suriye'ye geçmeye zorladığını belirtti.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, savaşın başlamasından bu yana iki binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. İsrailli yetkililer de, son bir buçuk ayda 13 asker ve iki sivilin Hizbullah tarafından öldürüldüğünü bildirdi.
Lübnan'ın sınırdaki tepelerde yer alan kasaba ve köyleri artık tanınmaz halde. Bir zamanlar geniş vadilere bakan taş binalarla dolu dolambaçlı sokaklarıyla bilinen bu meskun mahaller, teyitli videolarda patlamaların toz ve enkazından griye dönüşmüş halde görülüyor.
Katz'ın İsrail kontrolündeki "güvenlik bölgesi" planı, sınırdan Litani nehrine kadar uzanarak Lübnan topraklarının yaklaşık %10'unu kaplayacak. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bunun "işgal tehdidini engellemek" için olduğunu söyledi.
BBC Verify, doğrulanmış videolar ve uydu görüntülerini analiz ederek, en az yedi sınır kasaba ve köyünde İsrail'in kontrollü yıkımlarına dair kanıt buldu.

Özellikle İsrail sınırına yaklaşık dört kilometre uzaklıktaki Taybe kasabası, yoğun bir yıkıma maruz kaldı. Doğrulanan 11 video, kasabanın tamamının aynı anda havaya uçurulduğunu gösteriyor.
28 Şubat ve 11 Nisan'da çekilen uydu görüntülerinin karşılaştırılması, bir cami de dahil olmak üzere 400'den fazla binanın yerle bir edildiğini ortaya koyuyor.
Bu arada, Kiyam kasabasında ve Kuza, Deyr Seryan, Markaba ve Ayta el Şaab köylerinde, doğrulanan diğer videolar, birkaç binayı yıkan koordineli patlamaları gösteriyor.
Sadece Ayta el Şaab'da 460'tan fazla binanın yıkıldığını tespit ettik. İstihbarat analiz firması MAIAR'ın kurucusu Tony Reeves'e göre, köyün uydu görüntülerinde ekskavatörler ve zırhlı araçlar da görülebiliyor.
Kıyıdaki Nakura kasabasında, İsrail'in yıkım için kullandığı patlayıcılar Güney Lübnan'daki BM barış gücü misyonunun karargahına da zarar verdi.
Karakolda bulunan Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) Sözcüsü Kandice Ardiel, Nisan başından beri sürekli birkaç binanın aynı anda yıkıldığını gördüğünü söyledi.
Uydu görüntüsü analizimiz, son haftalarda Nakura'da en az 100 binanın yerle bir edildiğini gösteriyor.
Ardiel, UNIFIL karargahının karşısındaki binaların çoğunun artık yıkılmış durumda olduğunu söyledi ve Nakura'daki yıkımın boyutunun "gerçekten yürek burktuğunu" söyledi.
Sözcü "Bunlar sadece bina değil, bir toplumun mirası" diye de ekledi.

Kaynak, UNIFIL
Yapıların kasten yıkılması, İsrail'in yeni uygulamaya başladığı bir askeri taktik değil. 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısından sonraki misillemelerde Gazze'de de geniş bir alanda kullanıldı.
Düşünce kuruluşu Chatham House'un Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Müdür Yardımcısı Renad Mansour "7 Ekim'den ve İsrail'in Hizbullah'la savaşa girmesinden bu yana, İsrail'in bölgedeki güç dengesini yeniden düzenleme stratejisi olduğu açıkça görülüyor" diyor.
BBC Verify'a konuşan uluslararası hukuk uzmanları, askeri bir zorunluluk olmadığı sürece, yapıların yıkılmasının uluslararası hukuk tarafından kesinlikle yasaklandığını belirtti.
Oxford Üniversitesi'nden küresel güvenlik ve uluslararası hukuk uzmanı Prof. Janina Dill'e göre, "zorunluluk eşiği" askeri açıdan avantaj sağlamasından öte bir durum.
Dill "Bu eşik kesinlikle uzun vadeli ulusal güvenlik için köyleri toptan yerle bir etmeyi kapsamıyor" diyor.
İsrail Demokrasi Enstitüsü adlı düşünce kuruluşundan hukuk uzmanı Yuval Shany de, hangi yapıların askeri öneme sahip olduğunu belirlerken her bir binanın ayrı ayrı analiz edilmesi gerektiğini söylüyor.
Shany bazı sivil yapıların askeri faaliyet için kullanılabilmesi ihtimalinin "sınırın yakınındaki tüm binaların yerle bir edildiği bir tampon bölge oluşturulmasını meşru kılmadığını" belirtiyor.

Kaynak, AirbusDS
Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele ve İnsan Hakları Özel Raportörü Prof. Ben Saul, İsrail'in "özellikle Güney Lübnan'da ve Beyrut'un bazı bölgelerinde yerleşim alanlarındaki geniş çaplı yıkımının" uluslararası insani hukuku ihlal ettiğini vurguluyor.
Güney Lübnan nüfusunun büyük çoğunluğunu Şiiler oluşturuyor fakat aralarında Hristiyanların da bulunduğu diğer topluluklar da bu bölgede yaşıyor.
Saul "Bazı yerlerdeki saldırıların, ağırlıklı olarak Şii köylerini ve güneydeki halkı 'temizlemeyi' ve Hizbullah militanlarının aralarına karışmış olabileceği sivil halkı topluca cezalandırmayı amaçladığı görülüyor" diyor.
İsrail ordusu ise buna karşılık, "Ordunun sivil halkı 'temizlemek', toplulukları cezalandırmak veya sivilleri din veya mezhep temelinde hedef aldığı yönündeki her türlü iddia kesinlikle yanlış" yanıtını verdi.
İsrail ordusu ayrıca, "tahliye uyarılarının sivilleri nihai bir şekilde yerinden etmeyi veya yasal dönüşlerini engellemeyi amaçlamadığını" da iddia etti.
İngiltere'deki Bristol Üniversitesi'nin Uluslararası Hukuk Merkezi direktörü Dr. Lawrence Hill-Cawthorne "hukukun temel kuralının" sivil hedeflerin vurulmaması olduğunu vurguluyor.
Cawthorne "Güney Lübnan'daki kasaba ve köylerin tamamen yok edilmesinin, Hizbullah'ı geri püskürtmek için bir tampon bölge oluşturmak için gerekli olduğunu iddia etmek, kabul edilebilir bir savunma değil" diyor.
"İsrail'in Lübnan'daki savaşı Hizbullah'ın saldırılarına karşı nefsi müdafaa olarak değerlendirilebilse bile, yapılanlar belirli saldırılara karşı sınırlı bir müdafaa savaşının çok ötesine geçiyor gibi görünüyor."
Katkıda bulunanlar: Paul Brown ve Adam Durbin.











